Zayiflama, Guzellik

msgbartop
msgbarbottom

POLARİS LAZER UYGULAMASI NEDİR NASIL YAPILIR FİYATI NE KADARDIR


Polaris Laser uygulaması,botoksa alternatif olarak geliştirilen yeni bir uygulama. Başta Holiwood ünlüleri olmak üzere, pek çok zengin ve ünlünün kullanmış olduğu bu yöntemin en büyük avantajı ise, yüz ifadesini bozmadan, kırışıklıkları yok etmesi…

POLARİS LASER NEDİR NASIL UYGLANIR ?
Polaris, epidermis altındaki cilt katmanlarına kadar işleyen kırışıklıkları ısı yoluyla gideriyor. Cilde uygulanan ısı, dermisin büyümesine neden hücrelerin yeni kollajen üretmelerini sağlıyor. Ortaya çıkan kollajen kırışık bölgeyi dolduruyor ve cildin sıkılaşmasını sağlıyor.
POLARİS LAZSERİN FİYATI NE KADARDIR?
40 ila 50 dakika arasında uygulanan yüz tedavisinin maliyeti 150 sterlin yani yaklaşık 350 TL.
Devrim niteliğindeki Polaris Lazer uygulaması, ‘geliştirilen yeni teknoloji ile derin kırışıklıkları, çizgileri güzenli ve etkili bir şekilde çözüm sunduğunda’ ısrar ediyor.

Tedavinin savunucularına göre, erken yaşta ortaya çıkan yaşlanma izleri, göz çevresindeki kırışıklıklar ve sigara kırışıklıkları başarıyla gideriliyor. Tedavi bir saatten daha az bir sürede hiçbir yan etki görülmeksizin, cerrahi müdahale gerektirmeden uygulanabiliyor.
Yüz ifadesini bozması, mimikleri etkilemesine rağmen son yıllarda yaptırılması gereken gençlik uygulaması haline gelen botoksun diş temizletme kadar normal bir uygulama haline geldiği düşünülmekteydi. Polaris Lazer, botoksun tahtını ciddi anlamda sallamış gibi görünüyor.

Etiketler: , , , , , , ,

KALORİ NEDİR GÜNLÜK KALORİ İHTİYACI NE KADARDIR?


Yiyeceklerin yakılmasıyla ortaya çıkan enerjiye kalori denir.Bilimsel olarak kalori; 1 gram suyun ısısını 1 derece yükseltmek için gerekli enerji miktarıdır. Yiyeceklerin kalori miktarını ölçen ve kalorimetre adı verilen alet, bir su tankı ve onun içine batırılmış, yüksek basınçlı oksijen bağlantısı olan çelik bir kaptan oluşan basit bir düzenektir.

GÜNLÜK KALORİ İHTİYACI NE KADARDIR?
Vücudun ihtiyacı olan kalori miktarı, söz konusu kimsenin yaptığı işle ilgilidir. Sözgelimi, yaklaşık olarak 50 kiloluk bir kimsenin her gün için 1680 kaloriye ihtiyata vardır. Fakat bu durum, tam bir dinlenmeyle geçirilen gün içindir. Eğer masa başı işi gibi yorucu olmayan bir şeyde çalışıyorsa, vücudun kalori ihtiyacı her gün için 3360 kaloriye çıkar. Ağır işte çalışıyorsa, vücudun sağlıklı ve gerektiği gibi çalışması 6720 kalori ihtiyacı doğurur.

KALORİ GERÇEKLERİ;
Süpermarkete gittiğinizde görürsünüz ki, en ucuz kaloriler size en çok kilo aldıranlardır. İşlenmiş yemeklerde ki eklenmiş şeker ve yağ.”
Çoğu insan sağlıklı beslenmenin, az kalori almanın pahalı olduğu düşüncesine sahip. Eğer hesaplarsanız hazır yemek ve fastfood’a harcanan paraların gerçekten çok pahalı olduğunu ve sağlıklı yemek yemenin, eğer doğru alışveriş yapmasını biliyorsanız, bir servete malolmadığını görürsünüz.
Kaloriler yediğiniz yemeklerin içinde ne kadar enerji bulundurduğunu gösterir. Her yemek yediğinizde tercih ettiğiniz yemeğe göre belli bir miktarda kalori alırsınız. Aynı şekilde, kaloriler herhangi bir fiziksel aktiviteye katıldığınız zaman harcadıklarınızdır. Bu aktiviteler maratonda koşmaktan, bilgisayarınızda bu cümleyi okumaya kadar değişebilir.
Bütün gün hareket etmeden yatakta yatsanız bile, belli bir miktarda kalori yakarsınız, buna da temel metabolik oran denir.
Eğer siz vücudunuzun kilonuzu koruması için gereken kaloriden fazlasını alırsanız, kilo alırsınız. Aynı şekilde, gereken kaloriden daha az alırsanız, vücutta yağ azalması ve kas yapımını görürsünüz. Hangi tür kalori olduğuna ve egzersiz türünüze bağlı.
Vücut şeklinizini değiştirmek için, yeni vücut dokusu için (kas yapımı) veya fazla vücut dokusunu kullanmak için (yağ kaybı) egzersiz ve diyet arasındaki kalori balansınızı dengelemeniz gerekli.
Bu kalori dengesini kurduğunuz zaman, fiziksel amaçlarınıza daha kolay ulaştığınızı göreceksini

günlük kalori ihtiyacıgünlük kalori ihtiyacı hesaplama

Etiketler: , , , ,

ALTINCI HASTALIK NEDİR

Anne babaların altıncı hastalık adıyla tanıdığı Roseola İnfantum, tehlikeli ve ciddi bir hastalıktır.
Altıncı hastalık (egzantem subitum) çok sık rastlanan son derece bulaşıcı bir virüs enfeksiyonudur. Hastalık havadan geçen damlalarla bulaşır ve genellikle birinci yaşın ikinci yarısında ya da küçük çocukluk döneminde ortaya çıkar. Hastalığın mikrobu herpes virüsü familyasındandır. Virüsle temasa geçildikten 7 ila 17 gün sonra ilk hastalık belirtileri ortaya çıkar.
Ateş nedeniyle hastaneye götürülen bebeklerde sık görülen bir enfeksiyondur. En sık 6-18 aylar arasında, bazen diş çıkarma ile birlikte görülür.
Önce, bebekte 40 dereceye varabilen bir ateş görülür.( Diş çıkarma tek başına asla bu kadar yüksek ateş yapmaz ) Ateşin bu kadar yüksek olması, anne babayı endişelendirir. Bu endişe oldukça haklıdır, çünkü ateşe hassas bebeklerde ateşli havaleler görülebilir. Ateş düşürücü alınca, bebeğin biraz daha keyifli olduğu görülür. Bu yüksek ateşli dönem, 3-4 gün sürebilir. Bu sırada bebekte yapılan muayenede, tanı koydurucu belirgin bir bulgu saptanmaz.

Ateşli dönemin ardından, aniden ateş kaybolur ve özellikle gövde, boyun ve kollarda soluk kırmızı döküntü ortaya çıkar. İşte artık ateşin nedeni ve hastalığının adı belli olmuştur. Bağışıklık sistemi normal olan çocuklarda, herhangi bir komplikasyona yol açmaz
ALTINCI HASTALIK BELİRTİLERİ ;
* İl 3-4 gün 40 derece ateş ilk belirtisidir. Başka bir belirti vermez.
* Ateş düştükten sonra, vücuttan başlayıp, yüze yayılan, pembe renkli küçük döküntüler meydana gelir. Bu döküntüler kaşıntısızdır. 1-2 gün içerisinde geçer.
ALTINCI HASTALIK TEDAVİSİ ;Yüksek ateş görülen dönemlerde, mutlaka ateş düşürücü verilmelidir. Bu dönemde, havale geçirme olasılığı yüksek olduğundan, dikkatli davranılmalıdır. Antibiyotik kullanmanın bir yararı yoktur.Bu konuda, en iyi yönlendirmeyi pediyatri uzmanları yapacaktır.

Etiketler: , ,

KISIRLIK VE AŞILAMA NEDİR ?


KISIRLIK NEDİR?
İnfertilite (”kısırlık”) 12 siklus (siklus: kadında bir adetin ilk gününden, sonraki adetin ilk gününe kadar geçen süredir) boyunca, korunmadan ve yeterli sayıda cinsel ilişkide bulunulmasına karşın gebelik oluşmamasıdır. Önceden hiçbir şekilde gebelik oluşmaması durumunda primer (birincil) infertilite, daha önceden en az bir kez gebelik oluşmuş olması durumunda ise sekonder (ikincil) infertilite sözkonusudur. Türkçe’de “kısırlık” olarak tabir edilmesine karşın bu yazıda infertilite deyimi kullanılacaktır.
AŞILAMA NEDİR ?
Yıkanmış spermlerin, cinsel ilişki olmaksızın, bir enjektör aracılığı ile direk rahim içine verilmesidir.
AŞILAMA NASIL YAPILIR ?
Sperm normal meni içinde bulunan diğer hücre ve maddelerden uzaklaştırılır ve sıvı bir çözelti haline getirilir. Daha sonra bu sıvı, normal adet döneminde gelişen veya ilaçlarla uyarılarak elde edilmiş yumurtaların tespit edildiği zaman rahime verilir. Böylece doğal bir döllenme olmasına yardım edilmiş olur.
Kısırlığın erkeğe ait nedenlere bağlı olduğu durumlarda (ereksiyon zorluğu,sperm sayısı azlığı, postkoital test ve mukus penetrasyon testleri ile gösterilmiş servikal -rahim ağzı- mukus bozuklukları) ve sebebi bilinmiyen kısırılıkta tedavide kullanılmaktadır. Bu işlem için bir zamanlar hazırlanmamış, taze meni kullanılmış olmasına rağmen (halen yeterli donanımın olmadığı yerlerde kullanılmaktadır) yıkanmış sperm kullanımı daha az allerjik reaksiyon yapma ve daha yüksek gebelik oranları nedeniyle tercih edilmektedir. IUI, meni sıvısındaki prostaglandin denilen maddelerin rahim kasılmalarına neden olması ve meniden mikrobik hastalıkların bulaşma olasılığı göz önünde tutularak mümkün olduğunca saf ve hareketli spermler kullanılarak yapılmalıdır. IUI ‘daki başarı sperm sayı, yapı ve hızlarıyla yakından ilişkilidir. Yapısal olarak değerlendirme spermler boyandıktan sonra yapılmalıdır ve IUI kararı verilirken spermiogram tahlilinin özellikle bu yöntemle yapılıp yapılmadığına dikkat edilmelidir.

IUI için kullanılacak spermin hazırlanmasında, yıkama veya swim-up teknikleri kullanılarak, başarı oranının artırılması ve olası komplikasyonların azaltılmasına çalışılır. Orta derece ve siddetli erkek infertilitesi varlığında pahalı ve can yakan yardımcı üreme tekniklerinden önce ovulasyon takibi ve uygun zamanda aşılama kıymetli bir başlangıç tedavisi olarak denenmelidir. Değişik sperm sayı ve kalite ölçütleri kullanılsa da genellikle 1.000.000 dan fazla hareketli spermi olanlarda bu tedavi denenebilir. Yumurtlamanın haplarla (klomifen sitrat) sağlandığı sikluslarında % 7, iğnelerle (gonadoropin) sağlandığı sikluslarında % 11 gebelik oranları bildirilmektedir. İlk 3 ay tekrarlayan uygulamalar sonunda gebelik oranının %40′ları bulduğunu bildiren yayınlar mevcuttur.
AŞILAMADAN KAÇ GÜN SONRA ADET GÖRÜLÜR?
aşılama yapıldıktan sonraki, ilk bir kaç gün içerisinde kanama olabilir. bu Durum gebeliğin oluşmadığının işareteidir. ama, bazı kadınlarda, gebelik oluşsa bile, lekelenme şeklinde kanamalar görülebilir. En doğrusu, takibinizi yapan hekim ile görüşme ve laboratuar tetkiklerine ögre, doktorunuzun sizi yönlendirmesini istemektir.

Etiketler: , ,

LAMAZE YÖNTEMİ-EĞİTİMİ NEDİR ?

Lamaze yöntemi, bir gebeyi; duygusal ve bedensel yönden bilinçli bir şekilde doğuma hazırlar. Hazırlanmış bir gebe böylece doğuma, korku yerine tatlı bir heyecan ve neşeyle yaklaşır. Doğum sırasında bebeğin anne karnından dışarıya hangi mekanizma ile çıkacağını, hangi kaslarını niçin kastığını, hangi organların nasıl ve niçin açıldığını, bebeğin doğum kanalında nasıl ilerlediğini bildiğinden, doğumun hangi safhasında olduğunu daima fark ederek doğum ekibinin verdiği bilgileri rahatlıkla anlayacak, her safhada psikolojik olarak hazırlanmış, fizik olarak güçlü bir organizmayla bilinçli bir şekilde cevap verecektir. Böylece işler daha da kolaylaşacaktır.

Lamaze yönteminin esası, ünlü Pavlow’ un şartlı refleksine dayanır. Pavlow’ un köpeği ile yaptığı deneyler sonucu ortaya çıkan şu prensibe dayanır: bir kişinin beyni, belli bir uyarıyı kabul edip, analiz etmek ve doğru olan cevabı vermeye göre eğitilebilir. Bu yöntemi Lame’den önce uygulayan Rus psikologlar, bu yönteme ‘ Psikoprofilaksi’ adını verdiler. Kabaca, beynin yani bilincin korunması demektir. Onlara göre bir gebe kadın doğru eğitilirse rahim kasılmalarına amaca yönelik akılcı cevap verecektir. Bu araştırmacıların yaptığı çalışmalar sonucunda bilinçli eğitilmiş gebeler her rahim kasılmasında korku ve kendini sıkmak yerine, gevşeme ve bilinçli nefes almayla cevap vermiş, bu kadınların doğumları son derece kısa sürmüş ve kolay olmuştur.
Hatta bu yöntemle doğum yapmış kadınlar, doğum sırasında ‘Hiç acı hissetmedim’ diyecek kadar ileri gitmişlerdir. Rus bilim adamları 1950 yılında Paris’te bu deneyimlerini bir kongrede anlatmışlar ve Paris’te bir kliniğin direktörü olan Dr. Lamaze bu teknikle hemen ilgilenmiş ve öğrenmek amacıyla Rusya’ya gitmiştir. Rusya’dan döner dönmez Ruslar ’ın orijinal tekniklerine yeni nefes teknikleri ilave etmiş ve Fransa’da ağrısız doğum denilen bir tekniği başlatmıştır. Daha sonra bu teknik tüm dünyaca benimsenmiştir ve ABD’de Lamaze kliniğinde uygulanan yöntemlere bazı ilaveler yapılmış ama yönetimin adı değişmemiştir.
Her ne kadar bazı kişiler Lamaze yöntemi ile hazırlandıktan sonra doğum sırasında hiç ağrı çekmediklerini söyleyecek kadar ileri gitmişlerse de; bu asla herkesin ağrı çekmeyeceği anlamına gelmez. Kesinlikle ağrı daha az olacaktır ve bu ağrılar dayanılabilir boyuttadır. Ama yine de bazen ağrı kesicilere ihtiyaç olabilir. Yine tüm gebe kadınlar şunu iyice bilmelidirler ki, Lamaze yöntemi ile hazırlanmış gebelerde sezaryen ve müdahaleli doğu, hazırlanmamış kadınlara göre çok daha az olacaktır. Ama bu asla doktor müdahalesi olmadan doğum olacak anlamına gelmez. Bazen doktor müdahalesine rağmen sezaryen gerekebilir. Ama bilinçli hazırlanmış hasta hem müdahalenin niye yapıldığını bilecek, hem de doğum ekibine yardımcı olacaktır. Tabi bizim amacımız sağlıklı bir bebek doğurtmak, annede komplikasyonsuz bir doğum gerçekleştirmek, bu olaydan tüm ailenin bilinçli bir şekilde mutluluk duymasını sağlamaktır.
Eğer doğum olayının gerçekleşmesi için sezaryen gerekiyorsa buna da hazır olmalıyız. Bazen hekim ağrıları azaltmak için ağrı kesici ilaçlar verebilir, çünkü bazı durumlarda ne kadar eğitilmiş olursa olsun gerekli önlemler alınmazsa gebeler ağrı duyabilir. Bu da anne adayının Lamaze yöntemi hakkındaki olumlu düşüncelerini negatif olarak etkileyebilir. Büyük bir olasılıkla doğum normal olsa da bazı faktörleri ağrıların daha çok olmasına yol açabilir. Gebe kadının fizik yapısı, ağrı eşiği, bebeğin büyük
veya küçük olması, kasılmaların şiddeti, doğum sırasında olabilecek komplikasyonlar,ağrıların algılanmasında önemli faktörlerdir. Eğitilmiş gebe bu anormallikleri hekimden önce fark eder ve uyarır. Eğer önce hekim fark ederse paniğe kapılmaz, anlayışla karşılar ve gerekli önlemleri de alır.
Eğitilmiş gebe ağrı duysa bile bu ağrıya panikle karşılık vermez. Başlayan doğum eylemini anlayışla karşılayıp, görevine bilinçli bir şekilde konsantre olarak başarıya ulaşacağına inanır. Buna karşın eğitilmemiş gebeler pasif, çaresiz ve kızgındırlar.
Birçok kişinin düşündüğü gibi Lamaze yöntemi doğal doğum şekli olarak algılanmamalıdır. Bu yöntemle kadınlar şartlı refleks prensibiyle ağrıya pasif, endişe, korku çemberiyle yaklaşmaz. Belli bir eğitim sonunda bilinçli olarak yaklaşır.

Etiketler: , ,

KIZLIK ZARI NEDİR ?

Kızlık zarı nedir?
Kızlık zarı, pek çok kadının genç kızlığa, ilk adım attığı günlerden itibaren, deyim yerinde ise, kabusu olan bir vajina girişinde, damarlarla kaplanmış ince bir dokudur. Kızlık zarının, tıptaki adı, Hymendir. Hymen, doğa tarafından vajenin giriş kısmına yerleştirilmiş olan ve kesin görevi bilinmeyen bir dokudur,bazı bilim adamları adet görünceye kadar vajeni ve rahmi dışarıdan gelebilecek mikroplara karşı koruyan bir oluşum olarak,bazılarıda sadece bir doku kalıntısı olarak değerlendirirler.Görevi, vajinal enfeksiyonları önlemek ve bu sayede, pek çok hastalığın, üreme sistemine girişini önlemektir. ama, bizde dahil, pek çok ülkede,farklı bir görevi olduğu düşünülür.
Kızlık zarının Yapısı nedir?
-Kızlık zarı ,mukoza dediğimiz ağız içi yapısına benzeyen bir yapıya sahiptir.
Herkesde kızlık zarı varmıdır?
-Bazı kadınlarımızda doğuştan bulunmayabilir.
Kızlık zarı nerededir?
-Kızlık zarı vajina (dölyolu) girişinde yaklaşık 1-2 cm. içeridedir.
Kızlık zarı, ilk cinsel ilişkide kesinlikle kanar mı?
-Hayır. kızlık zarı kısmen esnek olmasına rağmen, vajinanın içerisine girilen ilk ilişkide kolaylıkla yırtılan ve kanayan damarlardan zengin bir anatomik yapıdır.ancak kızlık zarının özgün yapısı bazı kadınlarda penis girişine izin verir ve birden fazla defa ilişkide bulunsa bile zarda yırtık meydana gelmez. bu tür zarlara “duhule (geçişe) müsait zar” adı verilir. halk arasında ise “elastik zar” olarak adlandırılır. bu taktirde zar ancak normal doğum sonrasında yırtılacaktır.diğer taraftan kişiler arası önemli yapısal değişiklikler nedeniyle, kızlık zarı aşırı esnek olanlarda veya zar üstünde yapısal olarak çok az sayıda damar bulunması halinde yine ilk cinsel ilişkide kanama gerçekleşmeyebilir.bazen de ilk ilişkide yırtılmanın olduğu bölgede hiç damar olmayabilir veya bulunmakta olan çok ufak damarlar esnasında pıhtılaşabilir, böylelikle de hiç kanama izlenmeyebilir.
Kızlık zarının bozulması ağrıya sebep olur mu ?
Bazı kadınlarda ilk ilişki sırasında ciddi oranda bir ağrı olabilir. bu kızlık zarının normalden kalın olması ve kişinin ağrı eşiğinin düşük olması ile ilişkilidir.ancak genelde kızlık zarının yırtılması sırasında dayanılmayacak kadar çok bir rahatsızlık olmaz. burada erkeğin davranışı ve yaklaşımı da son derece mühimdir. ilk ilişki ister istemez her kadında endişe ve korku nedenidir. erkeğin yavaş, anlayışlı ve yumuşak davranışı olayın ağrısız olmasını temin eder.ayrıca her ilişkide olması gerektiği gibi ilk ilişkide de “ön sevişme” denilen kısım olası olduğunca uzatılarak vajinanın yeterince ıslanmasının sağlanması, ilişkinin daha rahat ve ağrısız olmasını sağlayacaktır.
Masturbasyon yaparken yırtılabilirmi?
-Eğer içinize bir şey sokmadan sadece sürtünme yoluyla masturbasyon yapıyorsanız yırtılmaz.
Çok kanarmı ?
-Hayır,pembe renkli (vajen salgıları ile karıştığı için kanın rengi açılır) bir kaç damla kan gelebilir.

Etiketler: , ,

kolesterol nedir

KOLESTROL

KOLESTROL
Yüksek kolesterolün temelinde, yanlış beslenme alışkanlıkları ve hareketsizlik yatıyor. Kolesterolü yenmek için yapmanız gerekenler:

Aslında kolesterol, tüm vücutta yaygın olarak bulunan ve yaşam için gerekli olan bir çeşit yağ. Kolesterol, vücutta hormon, D vitamini ve yağları sindiren safra asitlerinin sentezlenmesinde kullanılıyor. Sağlıksız beslenme, hareketsizlik, sigara, kilo, yaş ve kalıtsal faktörler, yüksek kolesterol seviyelerine sebep olabiliyor.

LDL kolesterol, kanda kolesterolü taşıyan başlıca pakettir. Kanda yüksek olduğu zaman damarların iç yüzüne yapışıp buralarda plaklar oluşturuyor. Kolesterol dışındaki bazı maddelerin de eklenmesiyle bu plaklar büyüyor ve çatlaklarda oluşan pıhtılar damarları tıkıyor.

Kandaki kolesterolün bir bölümü de HDL kolesterol adı verilen paketlerin içinde taşınıyor. HDL kolesterol, damarlarda kolesterolün birikimini önlüyor. Yapılan araştırmalar HDL kolesterolü yüksek olan kişilerde kalp hastalığının daha az olduğunu gösteriyor.

Kanda kolesterol düzeyini etkileyen pek çok faktör var. Bu faktörlerin bazıları önlenebilir nitelikte. Bu faktörler kötü huylu kolesterolü yükseltiyor. Bunlardan bazıları: Kalıtımsal faktörler, gıdalar, şişmanlık ve stres.

Düzenli egzersiz iyi huylu kolesterolü yükseltiyor ve kötü huylu kolesterolü azaltıyor. Normalde 60-65 yaşa kadar yaşla birlikte kandaki kolesterol düzeyi de artıyor. Kadınlarda ise menopozdan sonra kolesterol düzeyi yükseliyor. Bazı hastalıklar da kolesterol düzeyi artabiliyor.

Kolesterol nasıl düşürülür
**Daha az hayvansal yağ tüketin. Sıvı yağları tercih edin.

**Etten gözle görülen tüm yağları ve tavuktan derisini ayırın.

**Daha az hazır bisküvi, pastane ürünü ve kek tüketin.

**Yağsız veya yarım yağlı süt, az yağlı yoğurt ve az yağlı peynir gibi düşük yağ içeren günlük ürünleri tercih edin.

**Haftada en az 1 kez balık yemeye özen gösterin.

**Bol bol meyve, sebze ve baklagillerden tüketin.

**Alkolü ölçülü için. Sigarayı bırakın. Fazla kilolardan kurtulun. Her gün 45 dakika fiziksel hareket yapın.

kolesterol belirtileri

Etiketler: ,

Diz kireçlenmesi hakkında bilgi nedir.

diz kireçlenmesiDiz Kireçlenmesi (Gonartroz) Osteoartrit (kireçlenme) agirlik tasiyan eklemlerin yaslanmaya bagli olarak yozlasmasidir. Kireçlenme kikirdaktan baslar, kikirdak altindaki kemigi, eklem kapsülünü ve eklem çevresindeki baglari etkiler. Hatta agridan dolayi kullanilamayan kaslarda incelmeler ve sertlesmeler olur.

Diz vücudun en fazla agirlik tasiyan ve dolayisiyla kireçlenmeden en fazla etkilenen eklemlerinden biridir. Diz ekleminde üç adet kemigin eklem yüzeyi vardir. Femur (baldir kemigi), tibia (kaval kemigi) ve patella (diz kapagi kemigi ). Tibia femurla, femur patella ile eklem yapar. Tibia ve femur arasinda iç ve dis eklemler vardir. Kireçlenme daha çok iç femorotibial eklemlerden baslar ve diger eklemleri etkiler. Ancak genellikle dizdeki üç eklem birlikte etkilenir.
diz kireçlenmesi egzersizleri
Diz eklemlerinin içinde iki adet bag vardir (ön ve arka çapraz baglar ). Ayrica eklemin iç yaninda ve dis yaninda kuvvetli baglar vardir. Eklem yüzlerinin uyumunu saglamak için iki adet menisküs vardir. Diz hareketlerini baslica iki kas grubu saglar, dizi dogrultan ekstansör kaslar ( quadriseps ) ve büken fleksör kaslar ( harmstringler). Gonartroz (diz kireçlenmesi ) kimlerde görülür?
Gonartroz orta ve ileri yaslarda görülür. 50 yasin üzerinde kadinlarda daha sik görülür. Hastalik daha erken yaslarda da görülebilir. Hastalar genellikle kiloludurlar. Daha önce geçirilen eklem operasyonlari, travmalar, spor yaralanmalari, iltihapli romatizmalar, dogustan gelen bazi bozukluklar en önemli sebepleridir.diz kireçlenmesi ameliyatı

Gonartozlu bir dizde neler olur?
Gonartrozda en erken degisiklik eklem kikirdaginda olur. Kikirdakta incelme sonucu eklem araligi daralir. Kikirdak altindaki kemiklerde de incelmeler ve yipranmalar olur. Ayrica eklem kenarlarinda kemiksi çikintilar (osteofit ) olusur. Eklem kalinlasmis olarak görülür. Eklem çevresi kaslarinda agri sebebiyle kullanilmamaya bagli atrofiler (incelmeler) olur. Ayrica eklemin iç yaninda pannikülit adi verilen yag lobülleri vardir. Bunlar çogu zaman agrilidir. Ayrica zaman zaman eklemlerde iltihaplanma olabilir (sivi toplanmasi ).
diz kireçlenmesi için şifalı bitkiler
Hastanin sikayetleri nelerdir ?
Eklemlerde agri ve tutukluk hastaligin ilk belirtisidir. Hastalik bazen hiçbir belirti vermeden ilerleyebilir. Bazen de hastalik belirtileri oldugu halde röntgen filmleri normal olabilir.
Hastalik ilerledikçe eklem hareketleri kisitlanir yürümek ve merdiven inmek-çikmak zorlasir. Bazen topallama olabilir. Eklemin düzeni bozulur, bacaklarda egilmeler olabilir. Eklem içinde, dizin arkasinda ve eklemin ön tarafinda bursalarda iltihapli siskinlikler olabilir. Ilerlemis ve rehabilite edilmemis dizlerde dizi dogrultmak, ya da bükmek zor ve agrili olabilir.

Muayenede neler bulunur ?
Eklemde sürtünme sesi, sislik, kaslarda erime, pannikülit, eklem hareket kaybi, en sik rastlanan muayene bulgularidir. Ayrica degisik derecelerde deformiteler olabilir.
diz kireçlenmesi tedavisi

Etiketler: , , ,

Aromaterapi nedir?

Aromaterapi nedir?

Aromalı kokan bitkilerin kulanımı çok eskilere dayanır. Kurutulmuş çiçek, odun, reçine, meyve veya kabukların yakılarak tütsülenmesi ile hastalar tedavide, temizlikte veya bazı ilkel kabilelerde batıl inançların tapınmalarında kulanılmıştır. Çiçekler ezildikten sonra sabun, kozmetik madde yapımında ve tedavi maksadıyla kulanılmıştır.

Bitkilerin çiçek, kök, gövde, reçine veya kabuklarından özel metotlarla damıtılarak esanslar eldeedilmiştir. Tarihte ilk defa su buharı ile damıtmayı (destilasyon) İbn-i Sina MS: 1000 yılında gerçekleştirmiştir. Büyük bir Türk alimi olan İbn-i Sina batılılar tarafından ya iranlı veya arap olark bilinmeke, fakat asla Türk olduğından baksedilmemektedir.

Arkolojik kayılardan destilasyonun MÖ: 3000 yıllarında şimdiki pakistanda kulanıldığı bilinmektedir. Sedir, tarçın ve çam terpeninin MÖ:1400′lü yıllarda Mısırda subuharı ile damıtılarak ve hatta eteryağı sabityağ içinde çözerek, bundan fitil, krem, yakı, ve tozlar imaletikleri tesbitedilmiştir. Filistin, Sümer, Asur, Rom, eski Hint ve eski Çinlerinde bitki esanslarını kulandıkları bilinmektedir.

İbn-i Sina’nın (980-1037) su buharı ile damıtma (destilasyon) metodunu geliştirmiş ve tarihte ilk efa saf eter yağı (ucucu yağ, eterik yağ veya esans) eldeedilmiştir. Bu buluş tek başına İbn-i Sinaya ayit olmayıp kendinden önce bu alanda islam alimlerinin yüzlerce yillık bir çalışmasınıa son noktayı komuştur. İbn-i Sinanın yazdığı yüzlerce eserden malesef istifade edemiyoruz. Milli Eğitim ve Kültür Bkalıkları ne işe yarıyor.

İngiliz asıllı doktor ve astrolog Nicholas Culpeper (1614-16549) aromalı bitkiler üyerine araştırmalar yapmış ve eserler yayınlamıştır. Bir çok alim onu takipetmiştir. Aromaterapinin asıl kurucusu frasız asıllı kimyacı Rene? ?Maurice Gattefosse? olup 1936 yıllında ?Aromaterapi?isimli eserini yazmış ve o günden beri bu ilim dalı Aromaterapi diye anılmnıştır.

İmal (üretme) metotları:
Eter yağına yağdenmeine rağmen dier yağlara benzemez. Örnerğin ayçiçekyağı, zeytin yağı veya bademyağı gib yağlar sabit yağlardır. Oysa eter yağı yüksek kaliteli ucucu yağlardır. Eter yağı suda çözülmez veya çok kötü karışırken sabit yağlar ve alkolle çok güzel karışır.Eter yağı aromalı bitkilerin genelikle beli bölgelerinde: yaprak, çiçek, kabuk, gövde, kök veya reçinesinde yoğunlaşırlar. Bazı bitkilerden ise aynı anda daha fazla ve farklı eter yağı eldedilebilir. Örneğin portakalın çiçek, yaprak ve meyve kabuğundan üç farklı eter yağı kazanılır.

Destilasyon:
Destilasyon ok yaygın olarak kulanılan bir metotdur. İnce kıyılan aromalı bitki drogu içi damıtılmış sula dolu olan destilasyon balonuna (topar) konur ve alttan ısıtılınca bitkinin birleşimindeki eter yağı çözülerek gaz haline gelir. Gazhalie gelen et yağı eafında soğuksu akıntısı olan bir borudan (kondensör) geçirilince tekrar sıvılaşır ve özel bir balonda (cam balon) toplanan eter yağı eldeedilir. Su buharı ile damıtmada aşırı sıcak ve yüksek basınç eter yağının kalitesini düşürür.

Yağda bekletme (Enfleurage):
Bu metot destilasyondan çok farklıdır. Burada çok narin olan çiçekleriden eter yağı elde etmek için bu metot kulanılır. Cam üzerine yayılan tereyağ üzerine bir sıra çiçek dizilirve onun üstüne tekrar tereyağı yayılır ve üzerine çiçek dizilir ve buna 5-6 kat oluncaya kadar devamedilir. Bitki çiçeğine göre bu 1-4 hafta bekletildikten sonra destilasyonu yapılır. Bu metotla eldeedilen eteryağı en kaliteli olanıdır, fakat bu metot çok pahalı olduğundan pek kulanılmaz.

Solvenle (eriten, çözücü) eter yağı eldeetme:
Solvenle eter yağı eldeetme çok ucuz ve çok basit bir yöntemdir. Eter yağı içeren bitki druğları ince kıyıldıktan sonra içi solvenle dolu cam balona konur destilasyonu yapılır. Solven genelikle heksan veya petroleter gibi zehirli kimyasal çözücüler olduğundan bunların destilasyondan sonra eter yağından ayrılması yüzde yüz mümkün olmadığıdan dahili olarak kulanılmaları mahsurlu olabilir.

Soğuk baskı ile eldeedilen eter yağı:
Bu metotla meyve kabukları soğuk baskı ile eter yağı eldeedilr. Bunların başında portakal-, greyfurt-, limon-, ve turunç kabukları gelir. Meyve kabuklarının ilaçlanmamış meyvelerden olması gerekir aksi halde faydadan çok zarar verebilir. Günümüzde ilaçlanmamış turunçugiller bulmak adeta imkansızdır, bu nedenle bu konu çok önemlidir.

Eter yağının kulanım alanları:

Eter yağının kulanım alanları oldukca çoktur ve burda ancak bir kaçına değineceğiz. Bazı eter yağları çok yoğun olduğundan inceltilmeden kulanılması mahzurludur ve özeliklede bu konuya hamilelerde ve bebeklerde dikkat edilmelidir. Yetişkinlerin kulandıkları bazı eter yağları 6 yaşından küçükler için mahsurludur, örneğin okaliptus yağı içeren doğal ilaçlar. Aromalı doğal ilaçlar genelikle 4-6 adet bitki eter yağının karışımından elde edilen iksirler kulanılır.

1-) Aroma yağı:
Kişi çok sevdiği eter yağından 8-10 damla aroma lambasının üstündeki suya ilave edilir ve suyun altındaki mum yakılır. Suyun ısdınması ile birlikte içindeki eter yağıda buharlaşır ve odaya yayılarak güzel bir koku verir. Limon ve gül yağından 8-10 damla yeterli gelirken, laden ve topalak yağı çok ağır olduğundan ancak 1-2 damla yeterlidir.

2-) Masaj yağı:
Bazı eter yağılarının ise masaj yağı olarak kulanılmasının çok güzel etkileri olur. Eter yağlarından 1 ml alınır ve 49 ml ana yağ ile karıştırılır. Ana yağı zeytin yağı, badem yağı ve jojoba yağı olabilir. Ana yağın seçimi eter yağına göre farklı olabilir. Ana yağdan 49 ml ve eter yağından 1 ml ile karıştırılark masaj yağı eldeedilr.

3-) Enhelesyon yağı:
Genelikle nefes yollerı rahatızlıklarına etkili olan eter yağları secilir ve bunların özel karışımı ile iksirler elde edilir. Eter yağından 10 ml 90 ml %96?lık alkolle (etil alkol) karıştırılır ve buna 200 ml damıtılmış su ilave edilerek %32?lük inceltilmiş eter yağı eldeedilir. Bu şekilde inceltilen eteryağı enhelasyonda veya dezodorizan (fena kokuları yok edici) olarak kulanılır.

Bu alanda oldukça çok natürel ilaçı eczanelerden teminetmek mümkündür. Mesela: 10 ml nane yağı (Eter yağı) ve 5 ml okaliptus yağı 85 ml alkollü (Etanol) (Fahrenberg, Selg ve ekibi) karıştırıldıktan sonra eldeedilen bu iksirle başağrısı ve migren rahatsızlığı olan hastaların şakaklarına 2-3 damlama günde 3-4 defa sürülmesi ile hastaların rahatladığı tesbitedilmiştir.

Eter yağlarını özelikleri: Burada adı geçen hiç bir bitkinin eter yağının etkisi Aloe Vera, Noni ve Aloxi?nin etkisi ile karşılaştırmak mümkün değildir. Örneğin limon tansiyon düşürücü, fakat tansiyonun sebep olan etkenleri ortadan kaldırıcı özeliği yoktur. Budan dolayı etkisi kalıcı değil geçicidir. Oysa Aloe vera, Tahitian Noni veya Aloxi sebebi ortadan kaldırıcı vede vücudun bütün hücrelerini yenileyici (rejenerasyon) özeliğe sahiptirler. Bu nedenle ne kimyasl nede bitkisel hiç bir ilaç bu iki doğal ilaçın yerini alamaz.

1-) Deri bakımı için eter yağları:
Antimikrobik: Kekik, adaçayı, mele, karanfil, lavanta, limon, terpentin okaliptus
İltihapları önleyici: Papatya, lavanta, civanpercemi
Antimikozit (Mantarları yokedici): Lavanta, mirra, mele, civanpercemi
Haşerelere karşı: B. Itır, karanfil, sedir, civanpercemi, okaliptus
Yara iyileştirici: Lavanta, günlük, gül, neroli, papatya
Dezodorizan (kötü kokuyu yok edici): Selvi, ardıç, limonçayırı, kekik, adaçayı

2-) Sindirim rahatsızlıklarında eter yağının etkisi:
Krampları çözücü: Nane, kimyon, papatya, turunç, rezene
Şişkinliğe karşı: Turunç, nane, reyhan, rezene
Safra arttırıcı: Nane, lavanta, kimyon
Karaciğeri güclendirici: Nane, lavanta, biberiye
İştah açıcı: Turunç, zencefil, anasom, melekotkökü, portakal

3-) Kandolaşımı, kas ve eklem rahatsızlıklarında eter yağını etkisi:
Tansiyon düşürücü: Limon, ylang-ylang, mercanköşkü, lavanta
Tansiyon yükseltici: Biberiye, kekik, okaliptus, nane
Lenefleri çalıştırıcı: Huş, Greyfurt, rezene, limon

4-) İdrar yolları, cinsel organlar ve hormon rahatsızlıklarına karşı eter yağının etkileri:
Krampları çözücü: Misk adaçayı, lavanta, yasemin, papatya
Antimikrobik: Mela, bergamiye, sandelodunu, papatya
Cinsel gücü arttırıcı: Kakule, neroli, yasemin, gül, ylang-ylang, misk adaçayı
Süt arttırıcı: Anason, rezene, yasemin, kimyon
Rahimi kuvvetlendirici: Mirra, gül, günlük, oğulotu, yasemin
Adet düzenleyici: Misk adaçayı, rezene, nane, papatya

5-) Nefesyolları rahatsızlıklarına karşı eter yağının etkileri:
Balğam söktürücü: Terpentin (çam yağı ), kekik, mirra, rezene, çam, okaliptus, sandelodunu
Antimikrobik: Huş, greyfurt, limon, rezene

6-) Sinir sistemini kuvvetlendirici eter yağları:
Teskin edici: Bergamiye, limon, oğulotu, papatya, lavanta
Uyarıcı: Neroli, nane, ylang-ylang, yasemin, reyhan
Sinirleri güçlendirici: Oğulotu, lavanta, biberiye, ardıç, papatya, misk adaçayı

7-) İmmün (bağışıklık) sistemini kuvvetlendirici eter yağları:
Ateş düşürücü: Adaçayı, nane, limon, reyhan
Terletici: Biberiye, kekik, papatya

Burada adı geçen hiç bir bitkinin eter yağının etkisi Aloe Vera, Noni?nin etkisi ile karşılaştırmak mümkün değildir. Örneğin limon tansiyon düşürücü, fakat tansiyon sebep olan etkenleri ortadan kaldırıcı özeliği yoktur. Budan doayı etkisi kalıcı değil geçicidir. Oysa Gökçek İksir ve Gökçek Tonik sebebi ortadan kaldırıcı vede vücudun bütün hücrelerini yenileyici (rejenerasyon) özeliğe sahiptirler. Bu nedenle ne kimyasl nede bitkisel hiç bir ilaç bu iki doğal ilaçın yerini alamaz.

Etiketler: ,

MİYOM NEDİR ? MİYOM TÜLERİ HANGİLERİDİR ?

MİYOM NEDİRLatince yazılışı, MYOM olmasına karlışık, bilinen adıyla Miyom veya halk arasındaki, yanlış söylemiyle, Miyon olarak bilinen, rahim hastalığı olan Miyomlar, her yüz kadından birinde görülen bir hastalıktır. Kansere dönüşme ihtimali çok düşük olduğundan, iyi huylu tümörler olarak adlandırılırlar. Ama, nadiren de olsa, ağrılı bir şekilde kansere dönüşme ihtimali vardır. MİYOM; rahimde bulunan ve doğum sırasında rahmin kasılmasını sağlayan kas kütlesinden üreyen tümörlere denir. Gebe kadınlarda oldukça sık rastlanan bir durumdur. Miyomların bir kısmı, rahmin dışına doğru büyürler ve genelikle, kadına bir rahatsızlık vermezler. Herhangi bir belirtileri yoktur. Ancak, jinekolojik muayene ve ultrason muayenesinde görülebilirler. Ama, iç kısma doğru büyüyen miyomlar, adet kanamalarında çoğalma ve düzensiz kanamalarla kendilerini belli ederler. Miyomlar genellikle kalıtsal olurlar. Miyom kadınlık hormonu olan östrojenle, direk ilgili bir rahatsızlıktır. Östrojenin arttığı durumlarda, miyomlar da büyür. Menopoz döneminde ise, büyümeleri durur ve hatta küçülürler.

Rahim duvarının içine veya dışına doğru büyüyen miyomlar, 5 cm geçtiği zaman cerrahi müdehale yapılır. Rahiminde miyom bulunan kadınların, 6 ayda bir doktor kontrolünden geçmesi gerekir. Miyomu olan kadınlara, östrojen içeren tedaviler uygulanamaz.
MİYOM TÜRLERİ ;
Paraziter Myom: Büyüyen myom başka bir organa yapışırsa bir süre sonra rahim ile arasındaki bağlantı kopabilir ve myom yeni bağlandığı dokudan beslenmeye başlayabilir. Bu durumda parazitik myomdan söz edilir.
Submuköz Myom: Hemen rahmin içini döşeyen endometrium tabakasının altında yerleşmiştir. Büyüdükçe endometriumu içeri doğru iter. Bu itilme adet düzensizliklerine neden olabilir. Bir süre sonra myom rahim boşluğuna doğru büyümeye başlar ve orijinal yerine ince bir sap ile bağlı kalır. Büyümeye ya da sarkmaya devam eder ise rahimden dışarıya hatta vajinadan vücut dışına sarkabilir.Myom hareket ettikçe sapının etrafında dönebilir ve adet aralarında kanamaya neden olabilir. Bu tür myomlarda enfeksiyon da ortaya çıkabilir.
Subseröz Myom: Rahimin dış yüzünden kök alan ve dışarı doğru büyüyen myomlardır. Genelde kanama problemi yaratmaz.
Saplı Myom: Herhangi bir subseröz ya da submüköz myom büyümeye devam edip de rahim ile bağlantısı sadece ince bir bağ ile sağlanır ise bu durumda saplı myomdan söz edilir.Eğer myom kendi etrafında döner ise sapı yani dolayısı ile kan bağlantısı da bozulur ve myomda dejenerasyon meydana gelir. Eğer myomun sapı geniş bir tabana oturmuş ise buna sessile tipte myom adı verilir .
İntramural Myom: Rahimi oluşturan kas tabakasının (duvarın) içinde yer alan myomlardır. Myom büyüdükçe rahim de büyür.
İnterligamentöz Myom: Rahmi yerinde tutan ve ligaman adı verilen bağların arasında gelişen tümörlerdir. Bunların cerrahi ile çıkartılması son derece güçtür.

Etiketler: , , ,